Neden Yeterince İyi Hissetmiyorum?

Bir Çözüm Bulmak için Bağlanma Kuramını Kullanmak

Helen Dent

İyi Hissetmek

İyi hissetmek nasıl bir duygu?

Hayatınızın bir bölümünde iyi hissettiğiniz olmuştur – sabah kalktığınızda günün getireceklerini dört gözle beklediğiniz ve iyimserlik ve zevk duygunuzu değiştirebilecek hiçbir şeyin olmadığı bir zaman. O zamanı ve o zamanda ne hissettiğinizi hatırlamaya çalışın. Yardımcı olması için bazı ipuçlarına ihtiyacınız olabilir:

  • Çocukluk ve aile fotoğrafları
  • O an orada olan biriyle konuşmak
  • Küçükken sevdiğiniz bir şarkı
  • Parfüm, taze biçilmiş çim veya patates kızartması gibi kokular

Mutlu bir zamanı hatırladığınızda, bunu zihninizde canlandırmayı çalışın. Bunda ne kadar iyi olursanız, modunuz düştüğünde o anıyı aklınıza o kadar çabuk getirebilirsiniz. Bu size şunları hatırlatacaktır:

a) Bir zamanlar mutlu olduğunuzu.

b) Mutlu olmanın nasıl bir his olduğunu.

Mutlu zamanlar sağlıklı zamanlarla üst üste gelmeyebilir fakat gelmiş olma olasılığı yüksektir. Fiziksel hastalığın duygusal iyi oluş üzerinde olumsuz etkisi olabilir fakat olmak zorunda değildir. Sağlıklı olmadığınızda da duygusal olarak iyi hissetmeniz mümkündür. Sadece hayatınızdaki her şey yerli yerine oturunca, hiçbir probleminiz olmayınca ve yeterince paranız olunca mutluluğu veya memnuniyeti bulacağınız fikri bir efsanedir.

***

Bowlby, bağlanma sisteminin bebeklerin beyninde duyguları ve ilişkileri anlamalarını sağlayan “İçsel Çalışma Modeli” veya şablonu yarattığını öne sürdü. Şablon bebeklere doğdukları çevrede nasıl hayatta kalacaklarını söyler. Telefonumuzdaki program da buna benzerdir, telefona mesajlaşma veya arama yapmanız gibi temel etkileşimler konusunda nasıl tepki vereceğini söyler. Telefon yeni öğrenmelerde de bulunur ve yeni appler indirdiğinizde repertuarını genişletir.

Bağlanma kuramının temel fikirlerinin bir özeti:

  • Beyinlerimiz bizi güvende tutmak için ve birincil bakım verenimizle ilişkimizden nasıl güvende kalacağımızı öğrenmemiz için dizayn edilmiştir.
  • Bakım verenler bebeğe mümkün olan en iyi şekilde cevap vermeye programlanmıştır.
  • Bebek ve bakım veren arasında bir ilişki gelişir.
  • Bu ilişki bebeğin dünyayı keşfetmeye başlaması için güvenli liman olur.
  • Bu ilk ilişkide olanlar gelecek hayatımızdaki tüm ilişkileri etkiler. Bu ilişkinin kalitesi bebeklerin kendileri, diğer insanlar ve dünya ile ilgili temel inançları etkiler.

Bu inançlar bebeğe:

  • Ne kadar sevilebilir olduklarını
  • Ne kadar önemli olduklarını
  • İnsanların onlara nasıl tepki vereceklerini
  • İnsanların güvenilir olup olmadığını
  • Dünyanın güvenli bir yer olup olmadığını söyler.

Bilincinde olmaya gerek olmadan, bu inançlar hayatımız boyunca ilişkilere ve sosyal durumlara beynimizin nasıl tepki vereceğini etkiler. İyi haber şudur ki bu inançlara ulaşmak ve değiştirmek zor olsa da bunlara etkide bulunmak mümkündür.

***

Aynı şey bebeklerde de olur. Bir duygu ifade ettiklerinde, “yansıtıcı” bakım veren hızla cevap verecektir, belki bebeği kucağına alarak, fakat kesinlikle göz teması kurarak ve bebeğin ifade ettiği duyguyu yansıtarak veya aynalayarak. Böylece bakım veren bebeğin ihtiyacını karşılayacaktır ya da bebeğin duygusunu sakinleştirecektir. “Yansıtıcı” bakım verenler bebeğin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından üstün tutma becerisine sahiptirler. Bebeklerinin davranışını ve duygudurumunu kendi ihtiyaçları açısından bakmadan doğru bir şekilde gözleyebilirler. İntruzif değil özenlidirler ve bebeklerinin veya çocuklarının ihtiyaçlarına hızla ve doğru bir şekilde cevap verebilirler.

Duygunun doğru yansıtılması bebeği güvende hissettirir, değerli bir birey olma bakımından onaylanmış hissettirir ve bebeğin ne hissettiğini öğrenmesini sağlar. Güvenli bağlanma stiline sahip bakım verenlerin özellikle “niyet aynalaması” denen. karmaşık bir yansıtma yaptıkları gösterilmiştir. Bu yansıtmada iletişimlerini bebeğin hislerinden ayırt edilebilir kılmak amacıyla zarif bir biçimde abartırlar. Bu, bebeğin bakım vereninin kendi düşünceleri olan ayrı bir varlık olduğunu öğrenmesini sağlar. Hiçbir ebeveyn mükemmel değildir ve hepimiz hata yaparız. Şansa bakın ki bebekler “yeterince iyi” ebeveynlerle çok iyi baş edebilirler.

“Eva küçükken, babası onu düştüğünde hemen kaldırıyordu ve yüzü, ifadesini şefkat ve rahatlığa çevirmeden önce Eva’nın hissettiği şok ve korkuyu yansıtıyordu. Eva öğrendi ki düşmek korkutucu olsa da, bu korku yatıştırılabilir.” Eğer yansıtılan duygu doğru değilse, bebek uyumsuzluğun derecesine göre rahatsız veya korku dolu olur, çünkü beyinleri bakım verenin onları yanlış anladığını, dikkat etmediğini anlar. Bebek “aklımdasın”ı hissetmeyecektir. “Aklında olmak” bir kişinin nasıl hissettiğimizi fark edecek ve buna uygun yanıt verecek kadar bizi önemsediğine dair farkındalıktır.

Bir başka önemli sonuç da çelişkili bilgilerden dolayı bebeğin hangi duyguları hissettiğini anlamakta zorlanmasıdır. Eğer hangi duyguları hissettiklerini anlamazlarsa, bunları kontrol etmeleri çok daha zor olacaktır ve kendi durumlarına uygunsuz veya sosyal olarak uygunsuz duygular hissetmeye eğilimli olacaklardır.

Image


Çocuklukta bağlanma stilinin gelişimi

Bebeğin perspektifinden:

1. Güvenli bağlanma, “Güvenliğimi sağlama işini anneme bırakabilirim.” demektir. Bu optimum bağlanma stili olarak görülür çünkü bebek olumlu öz saygı geliştirir ve keşifsel oyunlara, çevresinden öğrenmeye gereksiz dikkat dağıtıcılar olmadan odaklanabilir.

2. Güvensiz-kaygılı bağlanma, “İhtiyacım olduğunda annemin beni korumak için orada olacağına güvenemem yani ona ne kadar ihtiyacım olduğunu sürekli bildirmeliyim.” demektir. Bu bağlanma stili ideal değildir çünkü anne çocuğa yeterince ilgi göstermez, böylece çocuk değer verilmediğini öğrenir.

Olumlu kısmı, bebeğin güvende olmak için güvenilir bir strateji geliştirmiş olmasıdır.

Negatif kısmı, öz saygı zedelenir, bebek süreğen olarak kaygılı olur çünkü güvende kalmaya sürekli olarak odaklıdır. İletişime harcanan zaman ve emek, keşifsel oyunlar aracılığı ile gelişimsel öğrenme için harcanacak zamanı kısıtlar.

3. Güvensiz-kaçınan bağlanma “Anneme korktuğumu veya üzüldüğümü bildiremem çünkü kaçacaktır.” demektir. Bu bağlanma stili de ideal değildir çünkü bebek kendisine değer verilmediğini öğrenir.

Olumlu kısmı, bebeğin güvende olmak için güvenilir bir strateji geliştirmiş olmasıdır.

Negatif kısmı, öz saygı zedelenir ve bebek süreğen şekilde kaygılı olur çünkü asla yeterince güvende hissetmez ve doğal duygu ifadelerini bastırmak zorunda olması stres hormonlarının yüksek seviyede salgılanmasıyla sonuçlanır.

Kaçınan bağlanma stilini geliştiren bebekler daha bağımsız ve keşifsel oyuna odaklanmış görünür yine de bu odaklanma bakım verenin yeterince yakın olduğundan emin olmak için verilmesi gereken dikkat nedeni ile sınırlıdır.

4. Dezorganize/Dağınık bağlanma, “Baş edemiyorum, beni güvende tutması için anneme ihtiyacım var ama beni korkutan da annem.” demektir. Bu en çok hasarı veren bağlanma stilidir çünkü bebek bakım vereni ile güvenli kalabilmek için herhangi bir güvenilir strateji geliştiremez.

Beyin anne ile (birincil bakım veren) ilişki içinde olarak hayatta kalmaya önceden programlı olduğu için, bebek kafa karışıklığı ve korkunun imkansız bir döngüsüne girer. Hayattaki tek odak güvende olmaktır.

Bu, genellikle bebek için ulaşılabilir olan tek baş etme mekanizması olan disasosiye olmakla başarılır. Disasosiasyon çok korkunç veya acı verici olan durumlarda beynin odağı şimdiden alma yoludur. Keşifsel oyunla öğrenme için çok az zaman ve zihinsel enerji kalmıştır.

***

Bağlanma Stili Örnekleri

Güvenli

Hayattaki deneyimlerle baş etme becerimle ilgili kendime güveniyorum ve ailem, arkadaşlarım ve iş arkadaşlarım için önemli olduğuma inanıyorum. Çevremdeki insanlar ihtiyaç duyarlarsa onlara destek ve yardım sunabilirim ve işleri kendi başıma halledebilecek olmama rağmen ihtiyacım olduğunda yardım istemekte güçlük yaşamam.

Eva

Kaygılı

Hayattaki zorluklarla kendi başıma başa çıkabileceğim konusunda kendime güvenmiyorum. Sıklıkla o kadar kaygıyla doluyum ki bana yakın olan insanlardan onay ve yardım istemeye ihtiyaç duyuyorum. Beni umursamadıkları konusunda bile kaygılanıyorum. Bazen ihtiyacım olan yardımı vermediklerini ve daha kötüsü beni terk etmeyi planladıklarını düşündüğümde öfkeleniyorum.

Jas

Kaçıngan

Ben güçlü bir insanım, incinmem veya üzülmem ve hayatla tek başına başa çıkabilmek konusunda kendime güveniyorum. Bence yakın ilişki kurmak isteyen insanlar düşkündürler (needy). İnsanlardan hoşlansam da, bir kişiye bağlı olmaktan nefret ederim ve insanların bana bağlı olmalarına izin vermem.

Dan

Dezorganize

Yakın ilişkilerde olmaktan hoşlanırım ama insanlara güvenmekte zorlanırım ve sadece kontrol bendeyse rahat hissederim. Eğer partnerim bana kötü davranıyorsa, istismara yatkınımdır veya onu terk ederek ona bir ders veririm. Böyle zamanlarda korkutucu ve rahatsız edici duygular aklıma gelir.

Zac

***

Beynimizin iki ana işlevi:

1. Bağlanma Sistemi – bizi hayatta tutmak

2. Keşif Sistemi – düşünme yeteneğini geliştirmek ve dünyayı öğrenmek

Güvende kalmakla ilgili anahtar olgu, beynimizin bunu yapmayı birincil bakım verenimizle olan ilişkimiz bağlamında öğrenmiş olmasıdır, genelde anne ile. İnsanlar sosyal hayvanlardır ve sürü dışında kolay kolay hayatta kalamazlar. Anne ile ilişkimiz aracılığıyla nasıl hayatta kalacağımızı öğrenmek, hem sosyal hem fiziksel çevremizde hayatta kalmaya dair doğru bilgileri öğrenmemizi sağlar. Kuralları yanlış öğrenmek ölüm kalım meselesi olabilir.

Öğrenme ve gelişim en az güvende kalmak kadar önemlidir, öğrenmenin bizi tehlikelerde uzak tutmaya yardımcı olacağı kesindir fakat bu sistemin gelişimi için zaman gereklidir dolayısıyla yaşamın erken kısmında ve daha sonraki zamanlarda algılanan aşırı tehlike durumlarında bağlanma sistemi beyni yönetir. Beyinlerimiz keşifsel oyuna katıldığımızda gelişir ve öğrenir. Keşif, çamurdan pasta yapmaktan, futbol gibi bir oyunun kurallarını öğrenmeye kadar hayat boyu devam eder. Oyun çok önemlidir, beynimiz bunu eğlenceli yapmıştır ki çok oynamamız sağlanabilsin, özellikle gençken. Ne kadar zeki olsa da beynimiz bu iki sistemi aynı anda çalıştıramaz yani bağlanma sistemi çalışıyorsa öğrenemeyiz çünkü keşifsel sistemimiz o anda çalışmıyordur. Bunu enerji tasarrufu sağlayan bir cihaz gibi düşünün, çünkü bağlanma sistemi bizi hayatta tutmak için tüm enerjiye ihtiyaç duyar. Bunu hatırlamak çok önemlidir çünkü yoğun duygular yaşadığımızda öğrenemeyiz.

Örneğin: Çocuğunuz caddeye koşarsa koşup onu yakalarsınız ve bunun ne kadar tehlikeli olduğunu bağırarak söylersiniz. İstediğiniz kadar bağırın, çocuk bunun neden tehlikeli olduğunu sakinleşene kadar yani düşünen beyin kısmı aktive olana kadar öğrenemez.

Beyinlerimiz bağlanma şablonunu hayatımızdaki değişikliklere uydurmak için yardıma ihtiyaç duyar. Bunun nedeni iki milyon yıldır etrafta olan insan türünün muhtemelen doğduğu çevre ile yetiştiği çevrenin hayatı boyunca aynı olmasındandır. Aynı zamanda bağlanma şablonu biz dili öğrenmeden önce oluştuğundan, kelimelerle düşünmeyi öğrendikten sonra şablonu tespit etmek ve değiştirmek zordur. Eğer bağlanma stilimizin yaratıldığı bağlamda yaşamaya devam edersek, önemli bir zorluk yaşamayız. Buna rağmen, kültürümüzde sosyal olarak kabul edilebilir davranış güvenli bağlanma şablonunu temel alır.

Yani, başka tür bir bağlanma stilimiz varsa, şablonumuzun oluştuğu mikro bağlamımızdan çıkıp makro bağlama taşınırsak dezavantajlı durumda oluruz. Çoğumuzun iyi hissetmediği zamanlar yaşamamızın temel nedeni budur. Daha mutlu olan insanlardan daha az zeki beyinlere sahip olduğumuzdan değil, beynimizin doğduğu bağlamda çok iyi bir iş çıkarmasından dolayı. Harika beyinlerimiz, az bir yardımla, farklı bir gerçekliğe gerekli uyumu sağlayabilir.

***

Romantik bir ilişkinin pek çok evresi ve boyutu vardır. Mikulincer ve Shaver ilişkilerin üç ayrı fakat birbiriyle ilişkili “davranışsal sistemler”i içerdiğini öne sürer: bağlanma, seks ve bakım verme. Başka bir deyişle, partnerlerimize bağlanırız, onlarla seks yaparız ve onların iyiliği için uğraşırız, bu sıra ile olmak zorunda olmasa da. Kocam bu cümleyi okuduğunda dedi ki “yani birine bağlanıyoruz, seks yapıyoruz ve sıkıcı hale gelince de birbirimize kakaolu içecek yapıyoruz.” Aslında, bu sistemlerin hepsi etkileşim halindedir ve ilişkimiz derinleştikçe gelişirler. Örneğin, seks temel üreme dürtüsü olsa da, yakınlığı ve duygulanmayı artırmaya da hizmet eder, böylece partnerimizle ilgilenmek ve onun tarafından ilgilenilmek konusunda daha yetkin ve istekli oluruz. Üç sistem arasında sanki lineer bir ilişki varmış gibi görünse de, etki farklı yönlerde de ilerler. Bir kişiyle ilgilenmek yakınlığı artırır ve cinsel çekime yol açar; yakınlıktaki zorluklar bizi ona bel bağlama veya onlara bağlı kalma isteğimizi azaltabilir.

Çeviri: Engin Özçiçek

Image

psikoserum tarafından yayımlandı

Kocaeli Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik

Neden Yeterince İyi Hissetmiyorum?” için 5 yorum

  1. Geri bildirim: Positum – PsikoSerum
  2. Geri bildirim: Woke padme – PsikoSerum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: