Gündelik Hayatın Psikoterapisi

Bireyler, Çiftler ve Aileler için Kendine Yardım Rehberi 250 Vaka Örneği ile

Nossrat Peseschkian

Çocuklar Yetişkinlerden Farklı Kurallarla Oynarlar

Baba –aslında kendisi olan- oğluna doğum gününde kendi istediği şekilde oynaması için oyuncak bir tren alır. Fakat çocuk bunu yapamaz. Treni kendi yöntemiyle deneyimlemek zorundadır. Eğer bu fırsat oğlandan alınırsa, tren ve etrafındaki tüm duruma çocuk yabancı kalacaktır. Ya oyuncaktan uzaklaşacak ve ona kayıtsız kalacaktır –ki bu ebeveynlerin sıklıkla nankörlük olarak yorumladıkları bir şeydir- ya da tren çocuk için korkunç veya tehditkar bir şeye dönüşecektir. Rüyasında tren tarafından ezildiğini görebilir. Veya tren rüyasında onu kovalayan saldırgan bir hayvana dönüşebilir. Bu tür rüyalar psişik işlemlemenin bir formudur. Çocuk trenin anlamını kavradıktan sonra ancak trene aşina olabilir. Fakat kavraması için, basitçe yetişkinlerin alışık olduğu kurallara dayalı olarak oynamaktan fazlasını yapmak zorundadır. Burada olan şey çocuğun total aktivitesidir. Tren parçalanır ve incelenir, içi çıkarılır, tekerlekleri sökülür. Burada çocuk ilgilerini takip etmektedir. Treni hareket ettiren ve buhar çıkaran şeyi bilmek istemektedir. Çocuk dünyayı ve dünyanın nasıl işlediğini anlamak için girişimde bulunmaktadır. Eğer yetişkinler bunu çocuğun gelişiminin bir parçası olarak görmezlerse, bunu çocuğun yıkıcılığı olarak yorumlayabilirler. Bu eleştiriyi yetişkinlere uyarlarsak şu şekilde görünebilir:

Adamın biri restoranda oturuyor ve lezzetli bir şey yiyor. Başka bir adam yakınına oturuyor ve onu dikkatle izliyor: Adam etini küçük parçalara ayırıyor, her bir parçayı çatalı ile alıyor, ağzına götürüyor ve yavaşça çiğniyor. Bu ritüelin her bir hareketini izledikten sonra adam konuşmaya başlıyor. Yiyen adamı eleştiriyor: “Eti ve salatayı o kadar küçük parçalara ayırıyorsun ki artık tadını bile alamıyorsun farkında değil misin? Tabağındaki harika yemeği yok ediyorsun, mahvediyorsun.” Misafirimiz iştahını yavaşça kaybederken, adam yıkıcı yeme evresinden, saldırgan dürtülerden vb. bahsediyor. Bu ne kadar absürt görünse de, yeni treni olan çocuk örneğine çok benziyor.

Belki gurmemiz çiğneme, yutma ve sindirme eylemlerini yıkıcı eylemler olarak görmeyi hiç düşünmemişti, aslında öyle olmalarına rağmen. Aynı zamanda yıkıcılığın yemenin asıl nedeni olmadığını da varsayabiliriz. Bir hastanın yıkıcı güçlerini kaybettiği için dişleri ve midesinden şikayet ettiği muhtemelen nadirdir. Fakat tam da bu yıkıcılık organizmanın büyümesi ve bakımı için gereklidir. Ne yedimizden bağımsız olarak –pirinç, patates, et, sebze, meyve- yediklerimiz fiziksel olarak yok edilirler, ağzımızda, midemizde ve bağırsaklarımızda kimyasal olarak işlenirler. Belli bir yere kadar bizim etimiz kemiğimiz olurlar. Görsel olarak anlatmak gerekirse: Domuz etini yediğimizde kaslarımızda domuz proteini olmasını istemeyiz, kendi proteinimizi isteriz. Bu nedenle yediğimiz şeyi parçalarız ki bundan kendi proteinimizi üretebilelim. Bu imajı aklımızda tutarken her çocuğun ustalaşma adımları atarken yapmak zorunda olduğu şeyleri düşünelim.

Çocuk dünyayı parçalar –ya gerçekte, oyuncak trende olduğu gibi- ya da zihninde. Mümkün olan en küçük parçalara kadar parçalamalıdır ki anlayabildiği ve güvende hissedebildiği bir dünya yapılandırabilsin. Bu deneyim, çevresi ile ilişkisinin temelini oluşturur, fakat bunu başarma süreci yuvayı stabil tutan değer ve düzen sistemleri ile çelişki içindedir. Ve burada, bu çelişkide, çatışmalar gelişebilir.

Sıcak silah olarak sevgi

Söz, jest, mimik ve her fırsatta yapılan iyilik, her fırsatta gösterilen şükran veya partner için yapılan her türlü iş. Bu durumda kişi şükran kompleksi geliştirir, ayrılmakta zorlanır, fazlasıyla güçlü özdeşim kurar, yeni girdiği ortamlarda problem yaşar. İkincil yetenekler yeterince gelişmez.

Soğuk silah olarak sevgi

Bu; sevginin esirgenmesi, tehditler, uyarılar ve cezalar şeklinde işler. Bu şekilde davranılan insanlar iyi eğitilmiş, saldırganlıkları ketlenmiş veya başarıya aşırı odaklanmış görünürler. Duygusal yönleri yeterince gelişmez.

Image

Sıcak ve Soğuk Silah

Yetiştirmede öngörülemez ve değişik uygulamalar kullanılır. Bu şekilde davranılan insanlar ilişkilere girme ve karar verme yeteneğinden yoksun kalırlar. Kendileri için en avantajlı olan normlara uyum sağlarlar ve kolay etki altına alınırlar. “Sen”e karşı sevgi geleneksel formdur. “Sen” kişinin kendi anne veya babası, kardeşi, oyun arkadaşı, arkadaşı, ev arkadaşı ve eşi olabilir. Fakat bazı ilişkiler (örneğin bir köpek veya başka bir sevilen evcil hayvan veya kişinin hayallerindeki yoldaş) yoksunluğu çekilen diğer ilişkiler için telafi olabilirler. Özünde “sen” ilişkisinin kaynağı cinselliktir. Genelde cinselliği cinsel olgunluğa erişmiş bireyleri kastederek kullanırız. Tabi ki “sen”e karşı cinsellik ilk bu yaşlarda ortaya çıkar. Fakat küçük çocuklarda da kendine yönelik benmerkezci cinsellik zaten vardır. Cinsel olgunluğa erişmiş bireylerde bu tür bir sevgi pasif beklenti şeklinde ortaya çıkar: “Buradayım. Sev beni.” Yetiştirmenin saf-birincil formu bunun kökenidir. Bu tür beklentileri olan insanlar, kural olarak hayal kırıklığına uğrarlar.

Sevdiğimizde, sevgimizin nesnesi ile ilişkiye girmek zorundayızdır. Bunu yapabilmek için önce bunu nasıl yapacağımızı bilmeliyiz. İşte pasif beklenti tutumunda eksik olan şey tam da bu beceridir. 23 yaşındaki öğrencinin şikayeti: Gerçekten bir kız arkadaşım olmasını istiyorum fakat kadınlara nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum. Nasıl yapılıyor bilmiyorum. Kampüste hoş bir kız gördüğümde birdenbire dona kalıyorum ve ağzımdan tek kelime çıkmıyor. Yani benim için masturbasyona devam etmek dışında bir seçenek yok. Buradaki bozukluk sevme yeteneğinde değildi. Sevgi göstermek ile ilgili davranış ve gelenekleri bilme ile ilgili bir eksiklikti.

Bunun bir değişiği nesne tipidir. Bu kişi teknik bilgiden yoksun değildir. Bir kadını nasıl baştan çıkaracağını bilir, kadınsa bir erkeği nasıl elde edeceğini bilir. Sorun, bir partnerle duygusal bağlar kurma yetisi ve istekliliğinde yatar. Başka bir deyişle, ötekini sevmek ve karşılığını almak. Bu birçok insan için ötekilerle duygusal bağlar geliştirme sorunudur. Sevilecekleri şekilde severler ve öyle davranırlar. Fakat partnerlerine ilgileri amaca ulaşıldığı an biter: kız veya erkek arkadaş “kazanıldığında” veya, kadın veya erkekle evlenildiğinde.

Bu bakımdan ortaya çıkan diğer durumlar da önemlidir: Kişinin profesyonel çalışmaları bitmiştir, evde finansal sorunlar kalmamıştır, çocuklar evden gitmiştir. Bu amaçlara ulaştıktan sonra, eşlik eden stresten kurtulduktan sonra, çift boşluk ve yıpranmışlık hissi ile kuşatılır. Bu tepki formunu yükten kurtulan tip olarak adlandırırız. Gelişimi çifte açmaz (double-bind) yetiştirme tarzına denk gelir.

Birçok insan partneri ile ıssız adada yaşamaktan başka bir şey istemezken (bazıları için bu fikir elbette yoğun kaygı vericidir), sosyal ilişkilerimiz birebir ilişki kurduğumuz tek bir insandan çok daha ötesine uzanır. Öteki insanlarla yaşarız ve onlara bağlıyızdır. Temas kurma yeteneğinden bahsederken şunu kastediyoruz: diğer insanlara, ebeveynlere, partnerlere, iş arkadaşlarına ve sosyal gruplara, aynı zamanda hayvanlara, bitkilere ve nesnelere yönelme konusunda isteklilik ve yetenek.

Bazı insanlarda bu, kaygı ve saldırganlıkla yakından bağlantılıdır. Sosyal temas nihayetinde sadece onay değildir. Aynı zamanda belli düzeyde tehdidi de temsil eder. Öteki ile yüzleşme yoluyla kişinin kendi değeri ile ilgili algısı tehdit altına girer. Bu bazı insanlar için sadece onay aldıkları ilişkiler için temas aramaları için yeterli sebeptir, benzer gerçek yeteneklerin baskın olduğu insanlarla. Hepimizin de bildiği gibi düşünen, bizimle benzer görüşlere sahip olan, zevkleri ve renkleri bizden pek de farklı olmayan insanlarla arkadaş oluruz. Eğer bir grup böyle benzer özelliklere sahip üyelerden oluşursa, belli tepki repertuarları oluşur, böylece birbirini anlamak için bir temel inşa olmuş olur. Bir süre sonra insanların söyleyeceği yeni bir şey kalmaz ve rahat hissettikleri için aynı şeyleri tekrar tekrar duymakla ve söylemekle yetinirler. Fakat farklı kültür ve arka planlardan oluşan bir grupta gerginlik çıkması muhtemeldir. Kural olarak bu gerginlikler farklı davranış örüntüleri ve farklı beklentilerden doğar. Örneğin düşünün ki bir grup üyesi kibarlığa çok önem vermeyi öğrenmiş olsun. Diğer üyelerle olan ilişkilerinde saldırganlıktan kaçınacaktır, aynı zamanda kabalığa karşı düşük düzeyde bir tolerans geliştirmeye çalışacaktır. Aksine bir diğer üye bunu ikiyüzlü ve hileli bulabilir çünkü kendisi aklındakini söylemesi için yetiştirilmiş olabilir. Bu iki üye arasındaki etkileşim bile grubu dağıtmak konusunda yeterli yakıtı sağlayacaktır.

Fakat insanlar sadece iyi tanıdıkları insanlarla, ben ve ötekiler şeklinde bir temas kurmazlar. Kişi henüz bilmediği şeylerle de veya bilmesi mümkün olmayan şeylerle de bağ kurar. Bununla hayatının anlamı ve Tanrı ile ilgili sorularını kastediyorum. Bir taraftan insan fanidir. Dünya hayatı sınırlıdır. Fakat bu bilinç bu sınırları aşar ve, ezeli ve ebedi ile ilişki kurmaya çabalar. Bu sorulara verilen cevaplar türlü türlüdür. Fakat soru her zaman aynıdır. Muhtemelen herkesin hayatı boyunca bir dönem sorduğu soru.

Bozukluklar ve Çatışmalar

Kaygı, belirsizlik, sevme korkusu, güvensizlik, kıskançlık, aşırı duyarlılık, abartılı beklentiler, huysuzluk, duyguların yüzeyselliği, temasın seyrekliği, abartılar (sevgiyi yanlış anlama)

Image

Bu konuda bir şey yapamayız zaten

Akrabalarım arasında her zaman çocuğumda da olan kalıtsal bir huy buldum. Kendimi her şeyin doğuştan geldiği inancı ile teselli ettim… (43 yaşında ev kadını)

Kalıtsallık ideolojisi yukarıdaki vakada mantığa bürümeye ve bahaneye dönüşüyor. Fakat kadının iddiası genetik biliminin araştırmalarının önemini azaltmaz. Yukarıdaki kadının örneğindeki gibi, çevrenin genelde ve çocuk yetiştirmede özelindeki önemini yok saymaya yönelik bir eğilim vardır. Hint İmparatoru Akbar, 700 yıl önce, insanın doğuştan getirdiği dilin ne olduğunu öğrenmek istedi. Bu soruya cevap bulmak için çocukları ebeveynlerinden ayırdı ve onları şu şekilde yetiştirdi: Bakımverenler beslenmesini ve bakımını yaptılar fakat onlarla konuşmadılar ve hiç ilgi göstermediler. Sonuçlar şok ediciydi. Çocuklar serbest bırakıldıklarında hiçbir dili konuşamadılar ve yeni bir dil de öğrenemediler. Eğitilebilirlik özelliklerini kaybettiler, askerlik için eğitilme çabaları da sonuçsuz kaldı. (Stokvis, 1965) Buna benzer bir deney Friedrich von Hohenstaufen tarafından yapıldı. Bir grup çocuk dil ve ilgi olmadan yetiştirildi ve hastalığa yatkın oldular ve görece kısa süre içinde öldüler. (Mitscherlich, 1967)


******************

Sinir Bozucu Anne

17 yaşında kız ketlenme ve sosyal temas eksikliğiyle baş ediyor. Aile durumu herkesin açık gerilimden kaçındığı bir şekilde kendini gösteriyor. Asla bağrış çığrış tartışmalar yok, yine de aile üyeleri arasında kesinlikle bir çok problem var. Baba, onlarla birlikte yaşayan annesine kendi karısından daha çok ilgi gösteriyor. Karı (Wife); kocası üst kata annesinin yanına gittiğinde, her akşam bunları kızına şikayet etmek için sebep olarak kullanıyor. Kız bu şikayetleri akşam yemeğinde ve akşam boyunca dinliyor. Karı, kocası ve kaynanası dışında hiçbir şey konuşmuyor. Bu her akşam yerine getirilen bir ritüel halini alıyor. Kız değişiklik için başka bir aktivite bulmak istiyor. Bunu artık daha fazla istiyor çünkü artık bir erkek arkadaşı var. Fakat annesinin bütün akşam mutfakta yalnız oturması fikri, kızın gerçekten yapmak istediği şeyi imkansız hale getiriyor. Kız dürüstlüğünü bastırıyor, şüphesiz ki çok saldırganca olan dürüstlüğünü, çünkü suçlu hissetmekten, suçlanmaktan korkuyor. Uzaklaşma isteğini açıkça ifade etmenin düşüncesi bile onun suçlu hissetmesine neden oluyor. Böylece kız annesine karşı itaatkar ve kibar bir şekilde davranıyor, kendi isteklerini bastırıyor, yani açıklık ve dürüstlük alanlarını. Burada olan şey kibarlıkla (bir çeşit savunma şeklinde bir şeye itaat etmek) dürüstlük (girişkenliğin kişinin özgüvenine tehdit olması çünkü suçluluk hislerine neden olacak) arasında bir çatışmadır. Bu çatışmanın çoğunluğu bilinçdışıdır. Ve kibarlık ve dürüstlük arasındaki bu çatışma gibi, diğer gerçek yetenekler arasında da komplikasyonlar ortaya çıkabilir çünkü yeteneklerin güçlü bilinçdışı duygulanımsal güçleri vardır.

Image

Çeviri: Engin Özçiçek