İçsel Aile Sistemleri Modeline Giriş

Richard Schwartz

Bir düşünce veya duygu ile ilişki içinde olmayı düşünmek tuhaf görünebilir ama bundan kaçınamayız. Bizimle yaşarlar, öyle veya böyle onlarla ilişki kurmak zorundayızdır. Ailenizdeki veya iş yerinizdeki zor insanlar gibi, sizi nasıl etkiledikleri ve onlarla nasıl ilişki kurduğunuz bir fark yaratacaktır. Çeşitli duygu ve düşüncelerinize karşı nasıl hissettiğinizi düşünün. Belki yapmanız gereken şeyleri size hatırlatan, neyi nasıl yapacağınıza dair stratejiler üreten iç sesinizi seviyorsunuz. Onu dinliyorsunuz, motivasyon olarak kullanıyorsunuz; onunla ilişkiniz sanki değerli bir asistanınızmış gibi. Peki dinlenmeye karar verdiğiniz zaman, aynı sesin eleştirel, size tembel diyen, eğer işe geri dönmezseniz kıyametin kopacağını söylediğinde? O zaman da ondan hoşlanıyor musunuz? Ona ne karşılık veriyorsunuz? Çoğu insan gibiyseniz, onunla içinizden tartışırsınız, sanki o baskıcı bir patronmuş gibi. “Git başımdan! Bir dakika dinlenmeme izin vermeyecek misin? Bir sal ya!” Yoksa onu TV izleyerek veya birkaç kadeh içki ile boğmaya mı çalışıyorsunuz? Başarılı olmak isteyen bu yanınız harika bir hizmetçi ama berbat bir efendi, yani onunla sevgi/nefret ilişkisi kurdunuz.

Romantik partnerinizle tartışırken aşırı savunmacı olan yanınıza ne demeli? Kavganın ortasında, birden o yanınıza dönüşürsünüz: partnerinizi onun gözlerinden görürsünüz, onun çarpıtılmış, siyah beyaz, suçlayıcı perspektifinden; inatla bir gram taviz vermeyen; ve acıtıcı şeyler söyleyen. Sonradan fark edersiniz ki çizgiyi aştınız ve merak ediyorsunuz, “Beni ele geçirip böyle davranmama ve kötü sözler söylememe neden olan kimdi? Bu ben değildim.” Bu iç savunmacıya karşı ne hissediyorsunuz? Çoğu insan gibiyseniz, onun bazı yanlarını sevmiyorsunuz ama kavga esnasında o kadar incinebilir hissediyorsunuz ki koruması için ona bel bağlıyorsunuz. Sizi ele geçirmesine izin veriyorsunuz çünkü o olmazsa partneriniz sizi ezip geçecek. Öfkeniz sert bir bodyguard gibi etrafta olmasını istiyorsunuz ama onu akşam yemeğine davet etmezsiniz.

***

Alıştırmalar

İçinizdeki aile ilişkilerinin farkında olmak

Farklı düşünce, duygu ve iç seslerinizle kurduğunuz ilişkilerle ilgili düşünmek için birkaç dakika ayırın. Aşağıdaki liste bir çok insanın deneyimlediği ve bazen baskısı altında hissettiği yanları. Her birini okuduktan sonra, her biriyle kurduğunuz ilişkiyi düşünün: ona karşı nasıl hissediyorsunuz, onu deneyimlediğinizde ne yapıyor veya ne söylüyorsunuz, onu hayatınınzdan sürgün etmekte ne derece başarılı oldunuz, onunla ilişkiniz hayatınızı ne kadar etkiliyor?

cinsel düşünceler veya dürtüler

dış görünüşünüzü veya performansınızı yargılayan iç ses

yüksek performans gerektiren durumlarda zihninizi donduran kaygı

çok yeme veya çok içme isteği

partnerinizle ilgili kıskanç veya sahiplenici duygular

yakınlık özlemi

geleceğe dair en kötü senaryoları zihninize getiren kaygı

Ölen veya sizi terk eden bir insan hakkında yas

Değersizlikle ilgili dırdırcı his

Yeterince sıkı çalışmadığınızı söyleyen ve dinlenmenize izin vermeyen ses

sosyal riskler almanızı engelleyen ve canlılığınızı ketleyen korku

herkesle ilgilenip kendinizi ihmal etme isteği

biri tarafından incitildiğinizde öne çıkan öfke

kolayca incinebilecek duyarlı duygular

kafanızı dağıtamadığınızda veya insanlar arasında değilken gelen yalnızlık

diğerleri sizden daha başarılı olduğu zaman sizi kötü hissettiren rekabet

herkesi veya her şeyi kontrol edebilme ihtiyacı

alttan alta yetkin olmadığınıza dair his

hiç hata yapmanıza izin vermeyen mükemmeliyetçi yanınızı gizlemek için taktığınız mutlu veya “birlikteyiz” maskesi

diğer insanlar hakkındaki yargılayıcı düşünceleriniz

televizyonun önünde oturtan veya yatakta yatıran atalet

küçük işleri yapmayı boğucu hale getiren umutsuzluk hissi

başarı veya hayattaki yeriniz hakkında tatminsizlik

hayatta kurban olduğunuza dair inanç

Listede kabul edebilmekte zorlandığınız veya ondan kurtulmak istediğiniz en az birkaç duygu ve düşüncenin olduğunu düşünüyorum. Belki bazılarından bir dereceye kadar kurtuldunuz, pek aklınıza gelmiyor veya kendinizi o tip bir insan olarak görmüyorsunuz. Listeden güçlü tepkiniz olan bir tanesini seçin ve onunla ilişkinizi değiştirmenin ne kadar zor olabileceğini düşünün. Azarlayıp kovmaktansa ona merak ve dinleme çabası ile yaklaştığınızı hayal edebiliyor musunuz? Merak sıklıkla ilk adımdır çünkü neden öyle olduğu ile ilgili nedenlerini duymadan, ona karşı anlayış/şefkat göstermekte güçlük çekersiniz. İçsel ilişkilerinizle ilgili bu tür bir değişimi düşündüğünüzde aklınıza hangi korkular geliyor?

***

Zihnin normal çok katmanlılığı

Danışanlarım yanlarını sanki onlar iç insanlarmışçasına deneyimliyorlardı, yani sanki tam bir kişilikleri olan ve hoşlarına gitmeyen koruyucu rollerini almaya zorlanmış fakat ayrılmaktan da korkan insanlar. Acaba gerçekte de böyle olmaları mümkün mü? Danışanlarım tarafından yabancı bölgeye yönlendirildim: zihinlerimizin, zihnimin, zihnin radikal bir kavramsallaştırmasına doğru. Sonradan öğrendim ki bu bölgeye yönlendirilen ilk kişi ben değilmişim. Zihnin normal çok katmanlılığı dediğim şeye benden çok önce giden intrapsişik kaşifler olmuş. Italyan psikiyatrist Roberto Assagioli, bu olguyu Batı’da  fark eden ilk kişi olup psikosentez dediği, alt-kişiliklerle çalışmaya dayanan bir yaklaşım geliştirmesi bakımından saygıyı hak ediyor. Onun alt-kişilikler anlayışının, danışanlarımın yanlarının kendilerine kendileri hakkında bir şeyler öğretmesiyle ne kadar benzer olduğunu görünce heyecanlandım. Carl Jung da kendisi ve danışanlarının içindeki çok katmanlılığı fark etti ve aktif hayal gücü dediği süreci bu iç dünyaya erişim sağlayabilmek için kullandı. Orada yaşayan sakinler hakkında dedi ki,

“Psişenin içinde benim üretmediğim aksine kendi kendilerini üreten ve kendi hayatları olan şeyler var… her zaman belli derecede otonomileri, kendilerina ait ayrı kimlikleri oluyor. Onların otonomisi kişinin barışmak zorunda olduğu en rahatsız edici şey…”

Hipnoterapi ve travmatoloji gibi alanlardaki diğer teorisyenler fark etti ki alt-kişilikler sadece çoklu kişilik bozukluğu olan kişilere özgü değildir. Nörobiyologlar ve bilgisayar bilimcileri kendi açıklama ve modellerini geliştirdiler ve çok katmanlı zihni tanıdılar. Bilgisayar bilimciler aynı problemler üzerinde bağımsız olarak çalışan birçok işlemciden oluşan, paralel işlemcili bilgisayarların eski seri işlemleme yapan bilgisayarlardan çok insan zihnine benzer şekilde çalıştığını buldular. Nörobilimciler “zihin durumları” veya “modüller”den, birleşmiş alt-zihin gibi durumlarla ilişkili ayrık zihinsel parçalar olarak bahsederler. Fikir şudur, verimlilik amacı ile, beyin bu parçaları oluşturmak için dizayn edilmiştir -belli anı, duygu, dünya görüşü ve davranışları- böylece gerektiğinde birlikte duran içsel birimler aktifleşebilir. Örneğin nöropsikiyatrist Daniel Siegel, korku dolu zihin parçaları öyle birleşir ki

“…yüksek bir sakınma, odaksal dikkat, davranışsal aşırı uyarılmışlık, tehdit içeren geçmiş deneyimlerin anıları, kendini korumak için gereken kurban rolü ve zarar görmeye karşı bedeni ve zihni hazırlamak için alarma geçiren duygusal uyarım…”

yazmıştır. Bu treytler birbiriyle bağlantı kurduğu zaman gelecekteki tehditlerle yüzleşmek için birlikte öne çıkarlar. Başka parçalar başka uyaranlarla tetiklenir. Bu pespektiften, çok katmanlılık beynin çevredeki değişimlere verimli bir şekilde uyum sağlayabilmesi için evrimleştir. Bu parçaların kendi iç dünyada kendi hayatları vardır. Geniş çapta farklı kaynaklardan gelen bu raporlara rağmen, zihnin ayrık, otonom karakterlerden oluşan bir ağı içeriyor olmasına dair fikir, Jung’un yazdığı gibi,

“…barışması en rahatsız edici şeydir.”

Zihnin normal çok katmanlılığı ruh sağlığı kurumunun ve genel olarak kültürün kenar süsünde kalabilmiştir.

İçimizdeki çocuktan, süperegomuzdan veya mizacımızdan bahsedebiliriz, fakat çok azımız bunları gerçek anlamda iç varlıklar olarak görürüz. Bunun yerine bunları duygudurumlar için metaforlar veya tam kişiliklerin farklı yönleri olarak düşünürüz. Assagioli’nin çalışması marjinal kalmıştır ve Jung’un kültürümüz üzerinde dikkate değer ve artan etkisi olmuşsa da, bu düşüncenin alt-kişilik yüzü çok daha az tanınmış veya anlaşılmıştır. Tek zihnimiz olduğuna dair fikre azimli bir şekilde bağlandık, birden fazla zihne sahip olan kişilerin çoklu kişilik bozukluğu olan zavallı ruhlar olduğu inancına kapıldık. Danışanların ilk içsel yolculuklarından sonra korkuyla şunu sormaları yaygın:

“Sence ben Sybil miyim?”

Farklı kültürlerdeki şaman geleneklerine aşina oldukça, zihnin tek olduğuna dair fikrin “uygar” toplumun görece yakın zamanda ortaya attığı bir icat olduğu ortaya çıkıyor. Dünyadaki yerli kültürler ruh dünyası ile tanışık ve rahat oldukları gibi, farklı ses ve karakterlerden oluşan iç aleme de alışıktırlar.

Çeviri: Engin Özçiçek

Image