Mikrotravmalar

Nossrat Peseschkian
Pozitif Psikoterapi

Yeni bir Yöntemin Kuram ve Uygulaması

İnsan normalde psikolojik rahatsızlık çeken bir kişinin korkunç, berbat ve şok edici bir şey yaşadığını düşünür. Bu tür bir deneyimin yaşandığına dair kanıt bulunamadığı zaman, sadece sokaktaki adam değil doktorlar da kişiyi hipokondriyak, sahtekar, psikopat veya akıl hastası olarak değerlendirmeye eğilimlidirler. Diğer taraftan Pozitif Psikoterapi, nörolojiden verilen örnekle belki de en iyi şekilde açıklanabilecek bir olguya dikkat çeker: Bir boksörün nakavt olması genelde seri şekilde kafasına yumruklar yemesine göre daha az tehlikelidir, çünkü bunlar mikrotravmalara yol açabilirler.

Sanatçı: Steve Huston

Bunu psikolojik gelişime analoji olarak uygularsak, mikrotravmalar (ya da pozitif uygulanışı olan mikro-deneyimler) alışkanlıklarımızı şekillendiriler. Böylece Pavlov yazar ki: “Yetiştirilmemizin, öğrenmemizin, her disiplinin ve çoğu alışkanlığımızın koşullu reflekslerle bağlantısı vardır.” Bu tür “kafaya yumruklar” mikrotravmalardır, sürekli olarak yetiştirmede, partnerlerle ilişkilerde ve iş hayatında kafamıza vurulurlar. Psikolojik anlamda, üst üste tekrar eden tek yönlü öğrenme deneyimleri mikrotravmalardır. Örnekler şunları içerir:

Ebeveynler tarafından sürekli düzenli olma, temizlik, kibarlık vb. talepleri ve aynı zamanda entelektüel veya fiziksel başarıya tek yönlü vurgu veya referans kişiye abartılı bağlılık.

Bu talepler yetiştirmenin gerekli bileşenleri olsa da, yaralayıcı doğaları da vardır, özellikle değerizlik, çocukça kaygı, tehdit, sevgiyi geri çekme veya fiziksel ceza ile birleştirildikleri zaman.

Odamı toplamadığımda duyduğum şey “Artık seni sevmiyorum!” idi. Bu beni panik dolu bir kaygıya sürüklüyordu. Şimdi titizden de öteyim ve bu nedenle kocam ve çocuklarımla çatışma yaşıyorum.” (39 yaşında kadın, kronik kabuzlık ve uyku sorunları)

Bu örnek bu tür mikrotravmaların nasıl da çatışmaya yol açan “hassas” ve “zayıf” noktalar ürettiğini gösterebilir. Sıklıkla kişinin partneri aşağı yukarı bu zayıf noktaların farkında olur ve bunları saldırganlık esnasında hedef olarak kullanır. Böylece, o anda yaşanan dışsal çatışma aracılığıyla, bazen sözde önemsiz bir olaydan çıkmış, kişiliğin tam da o noktasının özellikle incinebilir hale geldiği yerdeki mikrotravmalar dolayısıyla, kendini kaybetmeler olabilir.

Duygulanım Psikozu?

“Güçlü depresyonlarım ve anksiyete ataklarım var. Üç yıldır ilaç tedavisi alıyorum. Altı hafta psikiyatri kliniğinde yattım. Konsantre olmakta çok güçlük çekiyordu. Erkek arkadaşımla her konuda anlaşamıyoruz. Beni çıldırtan şeyler yapıyor; öyle şeyler ki romanlarda bile görülmez… (Terapistin sorusu: Bununla ne demek istiyorsun?) Diş macununu altından sıkmak yerine ortadan sıktığını hayal edebiliyor musunuz? Tıraş fırçasını temizlemeden bırakıyor ve ben temizlemek zorunda kalıyorum. Tuvalete gittikten sonra her zaman idrar damlaları klozette kalıyor. İshal olduğunda her şey tuvaletten aşağı gitmiyor, kalanı orada bırakıyor. Hiçbir zaman tuvalet fırçasını kullanmıyor. Beni hasta ediyor, beni öldürüyor bu durum. Onu gördüğümde bunların aklıma gelmesini engelleyemiyorum. Çılgınca olan şeyse, onun tuvaletin temiz olup olmamasını hiç umuramaması. Ama öna göre küvetin yıkanması yeterli değil, hayır, kurulanmalı ve parlatılmalı da. Bazen kendi kendime düşünüyorum, bunu neden ben yapayım, kendisi yapsın. Ama ne zaman o pis tıraş fırçasını veya pis tuvaleti görsem, çok rahatsız oluyorum ve anında temizlemek zorunda hissediyorum.”

(32 yaşında hemşire, klinik tanı: duygulanım psikozu)

Bu sözde küçük şeyler belli koşullarda dramatik boyutlara ulaşana kadar birikir. Bunu şöyle ifade edebiliriz. “Küçük şey” “hücre bölünmesi” ile çoğalır ve sonunda kontrolden çıkar. Önceden gizli olan çatışmalar akut olana kadar birikir. Nasıl ki su kaynama noktasına anında gelmiyorsa, çatışma ve psikososyal ve psikosomatik rahatsızlıklar gökten zembille inmezler, kendi geçmişleri vardır. Sözel olarak bu geçmiş farklı şekillerde tasvir edilebilir:

“Yıllardır beni üzen ve çektiğim bir şeydir bu.”

“Bu arada bunu aştım.”

“Her zaman aynı şey.”

“Artık katlanamıyorum.”

“Bin kere söyledim ona.”

“Artık hiçbir şeyin bir amacı yok.”

“Ne yaparsam yapayım değişmiyor.”

“Yıllardır böyle sürüyordu.”

“Her zaman yükü sırtıma alan ben oldum.”

“Asla hayır diyemiyorum.”

Bu sözler hassas alanlara işaret eder ve bir veya birden fazla sosyal partnerin bu alanları düzenli olarak tahriş ettiğini bize anlatır: Mikrotravmalar şeklinde. Partnerlerin bu konuda hissettiklerinin aksine, bundan endişelenler için çatışma tetikleyicileri artık “basit şeyler” değildir:

Kocamla problemi ne zaman konuşmak istesem, pek umursamıyor; sonra da bunların küçük şeyler olduğunu söylüyor. Bana göre bunlar küçük şeyler değil. Umursamamasına çok sinir oluyorum.

(33 yaşında öğretmen, baş ağrıları, evlilik çatışmaları, cinsel bozukluklar)

“Mikrotravmalar” ile ilgili temel problem görünüşte önemsiz olmalarıdır, ve örtük varsayım bunların bu boyutlara gelemeyeceğidir. Kişi “mikrotravmalar”ı çatışmaya neden olabilecek yeterli şeyler olarak görmeyi reddettiği için, çatışmanın altında başka çatışmalar arar, sözde daha “derinde” yatan şeyi bulacaktır. Bu bakımdan, karmaşık teorik bağlantılarla çalışıldığında, kişinin yüzeyde olduğu iddia edilen olasılıkları tükettiği görülür. Burada, bağlantılar ve gelişimsel zincirler biriken “küçük şeylerin” bir anda farklı bir nitelik kazandığı gözlemlenebilir, yani psikososyal ve psikosomatik çatışmalar. Sonuç: Mikrotravmanın kümülatif etkisi vardır. Niceliğin (yaralayıcı olayın birikmesinin), niteliğe (psikososyal ve psikosomatik süreçlere) dönüşmesi söz konusudur. Mikrotravmalar sürekli damlayan suyun taşı şekillendirmesi gibi kişiliği şekillendirir. Mikrotravmalar gerçek kapasitelere zarar verirler. Fark edilmeleri önleyici psikoterapi için öncüllerden biridir.

Image

Çeviri: Engin Özçiçek