Ölüm Korkusu ve Zaman

Gündelik Hayatın Psikoterapisi

Nossrat Peseschkian

Bir insanın bedenine ve çevresine karşı tutumu gibi ölümle ilişkisi de yaşamı boyunca gelişir. Bu bazı çatışmaların oluşumuna ve belli alanlarda vurgu veya bastırmaya yansıtılması gibi, kaygıya karşı duyarlılığa neden olur. Fakat kişinin ölümle ilişkisi bireysel veya kolektif geçmiş, önemli deneyimler veya anlık deneyimlerle basitçe belirlenmez. Aksine büyük oranda kişinin gelecekle ilgili beklenti ve tutumlarından özellikle etkilenir.

Image

Bilz, Amerikan bir psikologun deneyinden bahseder. Araştırmacı sıçanları su dolu ve camdan bir silindirin içine atar. Kaçamadıkları için sıçanlar birkaç dakika panik içinde yüzerler ve sonunda dibe batıp boğulurlar. Sıçanların yorulup tükendikleri için bu kadar kısa zamanda öldükleri söylenemez. Başka grup bir sıçanla bilim insanı silindirin içine bir sopa koyar böylece sıçanlar kendilerini kurtarabileceklerdir. Bu deneyimi yaşayan sıçanlar kaçma imkanının olmadığı silindirin içinde 80 saat boyunca yüzebilmişlerdir. Tamamen tükenmiş olmak yüzmelerini durdurabilmiştir. İkinci gruptaki sıçanlar keşfettiler ki bir çıkış yolu olabilir. “Umutları” onların tükenene kadar yüzmeye devam etmelerini sağlamıştır. İlk gruptaki “umutsuz” farelerse birkaç dakikalık korkudan sonra çabucak ölmüşlerdir. Deneyin sonuçları tümden insan hayatına aktarılamaz olsa da, geleceğin bakış açımızı şekillendirmede ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Cerrahideki deneyimimiz hastanın zihinsel tutumunun, ameliyatla ilgili duygularının ve hayat ile ilgili fikirlerinin ameliyatın başarılı geçmesine etki ettiğini biliyoruz. Kişinin bir hastalıkla nasıl baş edeceği de geleceğe dair tutumu ile belirlenir. Eğer hayatın artık anlamı kalmadıysa, eğer kişi onu durumdan kurtaracak “silindirin içinde bir sopa” bulamadıysa o zaman en ufak hastalık bile büyük acılara neden olabilir. Ve ıstırap, huzursuzluk veya apati aracılığıyla hastalığın gidişatında da yeni krizler gelişebilir. Çoğu hasta için, doktorun tanısı sıçanlar için sopa işlevini görmüştür. Umut sağlayabilir veya umudu tümden ortadan kaldırıp kendilerini kadere bırakmalarına yol açabilir. Açıktır ki doktor tanıyı nasıl idare edeceğinde çok dikkatli olmalıdır. Bazı tanılar başka durak veya pratik ihtimaller kalmadığı için konulur. “Şizofreni”nin psikiyatrik tanısı bu gruba girer. Koşulları hala tam açıklanamasa ve bazı vakalarda kişiliğin gerilemesi ile sonuçlansa da hastalık, hastalıkların itibar listesinin en altındadır ve sıklıkla hastanın tamamen umutsuz olmasına neden olur.

Ölümün veya acı çekmenin anlamı sorunu bazen cevaplanamasa da, durum umutsuz olduğunda, bu, durumun her zaman böyle olacağı anlamına gelmez. İntihar girişiminden sonra gözleri karıncalar tarafından yenen kadın sonrasında neden uyku haplarını içtiğini anlayamamıştır. Yani, bir an durum umutsuz görünse de, acaba aynı durum başka bir açıdan veya başka bir zamanda farklı bir anlam kazanabilir miydi diye sormak önemlidir. Bu bakımdan umutsuzluk zaman boyutunun tek bir noktaya küçültüldüğü ve kişinin deneyiminin sabitlendiği anlamına gelir.

Image

Çeviri: Engin Özçiçek