Travma ve Kaçıngan Danışan

İyileşme için Bağlanma Temelli Stratejiler

Robert Muller

Savunmacı Görmezden Gelme’nin son boyutu; kaçınan bağlanan bireylerde görülen bir fenomen, bir veya iki ebeveyni idealleştirmeyle ilgili yaşantıları kodlamak amacıyla Yetişkin Bağlanma Görüşme’si araştırmalarında kullanılmıştır. İdealleştirme ebeveynin genel karakteristiklerinin hatırlanan spesifik anılara göre çok daha fazla olumlu değerlendirilmesidir(ör: Annem ilgiliydi çünkü bizi sadece evde döverdi, herkesin içinde dövmezdi.) Herman, travmanın iyileştirilmesiyle ilgili kitabında çocukların kurban haline getirildikleri ailelerde bir veya iki ebeveynin idealleştirilme eğilimden bahseder. Herman bunu kişinin ebeveynlerine olan inancını korumak için çaresiz bir girişim olarak düşünmüştür. Herman gözlemlerinin devamında, çocuğun istismarcı ebeveyni idealleştirmesinin, tüm öfkeyi saldırgan olmayan ebeveyne yönlendirmesinin yaygın olduğunu görmüştür. Böyle bir süreçte, birey kötü muamele eden ebeveynini eleştirilerden korur, incinme ve öfke duygularını saldırgan olmayan ebeveyne yönlendirir çünkü bunu yapmak güvenlidir. Bu tür incinme, eleştiri veya öfkenin saldırgan ebeveyne yönelik sözler haline gelmesi kişi tarafından tehlikeli olarak görülür ve ilişkinin bitmesi potansiyelini taşıdığı düşünülür.

***

Öte yandan, idealleştirme tam aksi yönde de gelişebilir, istismarcı ebeveyne eleştirel gözle bakılarak, saldırgan olmayan ise idealleştirilerek, hatta baş tacı edilerek, bir tür şehit mertebesine çıkmış gibi gösterilerek. Saldırgan olmayan ebeveyn çocuğu korumayı, evde güvenli koşullar oluşturmayı başaramadıysa, hatta diğerleri tarafından yapılan örseleyici eylemleri desteklediyse bile, kötü muamele eden ebeveynle kıyaslandığında, saldırgan olmayan ebeveyn, fiziksel veya psikolojik olarak tehlikeli bir ortamda göreceli bir güvenlik sağlayan bir can suyu gibi görülebilir. Böylelikle bu ebeveyn ideal olarak görülebilir; öfke, incinme veya ambivans duyguları gömülebilir. İki durumun da ebeveyni idealleştime olduğunu görmek önemlidir, psikolojik süreçler benzerdir. Kişisel güvenliği devam ettirebilmek için çaresiz bir girişim ve iki ebeveyn hakkında da olumlu imaj ve inancı korumak amacıyla kritik olabilecek bilgiler Savunmacı Görmezden Gelinmiştir.

Konunun Etrafından Dönme

Minimizasyon’un gözlemlenebileceği bir başka yol, danışanların önemli konuların etrafında dönme eğilimleridir. Bağlanma ile ilgili olmayan temaları tartışmak ve dikkati bunlara toplamak suretiyle, genelde bunları detaylarıyla anlatarak; duygusal olarak acı veren, bağlanmayla ilgili deneyimlerden kaçınma vardır. Bazen kişilerin önemli konuları atladığını söyleyebilmek kolay olur. Küçük ekonomik kaygıları veya insanlarla küçük tartışmaları detaylandırırlar ve kaçınma ortadadır.

Image

Yine de bir danışan kendisi için açıkça önemli olan bir konu ile ilgili endişesini konuşurken; cinsel problemler, boğucu iş yeri gibi, danışanın kaçınmayı kullanıp kullanmadığını söyleyebilmek zordur, özellikle acı verici duygular buna eşlik ediyorsa. Buna rağmen kişi başka durumlar için üzgün hissediyor olsa bile, mesele hala kişinin bağlanma sistemini deaktive etmek amacıyla bağlanmayla ilgili deneyimlerini minimize etmesi olabilir. Teoriden gidilirse, kişinin bağlanmayı deaktive etmesi mümkündür, hatta diğer davranış sistemlerini aktifleştirmesi de. George ve Solomon etoloji kavramı olan davranışsal sistemleri tartışırken, bağlanma sisteminin hayatta kalma ve üreme başarısını desteklemek için evrimleşmiş sistemlerden biri olduğunu öne sürerler. Diğer sistemler, bakım verme davranış sistemi, yakınlık sistemi, cinsellik sistemi ve keşif sistemi. Etologlar insanların ve diğer türlerin davranışlarının bu sistemlerle organize olduğunu savunuyorlar. Üstelik bu sistemler birbirleriyle bağlantılı olarak çalışıyor ve davranış bu sistemlerin dinamik etkileşimlerinin bir ürünüdür. Kaçınan bağlanan bireyleri düşündüğümüzde bu davranışsal sistemleri akılda tutmamız yararlı olur. Böylece bir deneyim alanında kaçıngan bireylerin başka bir alanda nasıl çok daha farklı olduklarını, örneğin kaçınan bağlanmaya sahip olanların neden sosyal olarak aktif, cinsel olarak tutkulu veya entelektüel olarak derin olduklarını anlayabiliriz. Başka bir deyişle, bağlanma sisteminin deaktif hale getirilmesi diğer davranışsal sistemlerin de deaktif olacağı anlamına gelmez. Aslında, terapide sıklıkla tutkulu, sosyal veya diğer bakımlardan derin bireylerin kişisel ve ilişkisel hayatlarını düşünmek veya tartışmaktan kaçınmak için ne kadar uğraştıklarını görürüz. Böylece kişinin bağlanma sistemini deaktive etmesi mümkün olur, diğer davranışsal sistemleri de aktifleştirmesi. Konuyu bir adım öteye taşırsak, diğer davranışsal sistemlerin aktivasyonunun aslında bağlanma sistemini deaktif hale getirmek için kullanılabileceğini görürüz. Yani birey başka bir davranışsal sistemi bağlanma sisteminin yedeği olarak kullanma girişimlerinde bulunabilir. Örnek olarak anlamlı yakın ilişkiler kurmaktan kaçınan danışanın kendini yıllarca işe vermesini (keşif sistemi) düşünün. Bu tür bir yön değişiminin birincil amacı, acı verici bağlanma anılarından ve yakınlık olasılığının getirdiği duygulardan kaçınmaktır, fakat yüzeyde bu tür bir yön değiştirmenin sosyal kabul, başarı gibi avantajları vardır ve bunların hepsi kaçınma davranışını gölgede bırakır. İlginç bir şekilde, bağlanmaya yedek olarak başka davranış sisteminin aktifleştirilmesinde genelde bağlanma ile ilgili tematik bir bağlantı olur. Bu tür bir örüntüyü boğucu bir kayıpta görürüz, örneğin birey eşinin ölümcül bir hastalık sonucu ölümünün sonrasında art arda cinsel ilişkilere girer, kayıp duygularını uzakta tutmak için nerdeyse heyecanlı bir hali vardır. Veya kocasının ölümünün ardından genç anne kendini tamamen çocuk yetiştimeye adar (bakım verme davranış sistemi), çocukları genç yetişkin olmalarına rağmen bu tutumunu sürdürerek, yakınlık kurma olasılığını ve bunun getirdiği incinebilirlik hislerini örter. Bağlanma ile ilgili konuların etrafından dolanarak konuşma ile ilgili kavrama dönersek, danışanların seansta çok aktif olduklarını, üzücü olaylarla ilgili endişelerini aktardıklarını, açıkça önemli olayları konuştuklarını, diğer taraftan bağlanma ile ilgili konulardan dikkati saptırdıklarını görürüz. Ve konunun etrafından dolanmak, onların baş etmekte çok daha zorlanacakları konuları konuşmaktan kaçınmak için bir yol olarak kullanılabilir.

Kendine Yeten, Bağımsız, Güçlü ve Normal olarak Kendilik Algısı

Bağlanma örüntüleri; bakımverenlerle olan deneyimlerin bağlamında gelişir, bu deneyimler aracılığı ile çocuklar gelecekteki etkileşimlerin nasıl işleyeceği hakkında beklentiler geliştirirler. Bowlby’ye göre, zamanla, çocuklar ebeveynlerinin çocuğun sinyallerine tepkilerini içselleştiriler, öyle ki bu deneyimlerin çocuğun güvenli veya güvensiz bağlanma yolunda ilerleyeceği üzerinde güçlü etkisi olur. İçselleştirilen bu deneyimler düşünüldüğünde, Bowlby ben’in içsel çalışma modeli ile öteki insanların içsel çalışma modeli arasında ayrım yapar.

Ben’in içsel çalışma modeli

“Kişinin herhangi birinden, özellikle bağlanma figüründen, destekleyici bir tepki alacak türde bir insan olup olmadığının değerlendirilmesine”

atıf yapar.

Öteki insanların içsel çalışma modeli

“Bağlanma figürünün, destek ve koruma çağrılarına genelde cevap verip vermeyeceği ile ilgili değerlendirmeye”

atıf yapar.

Bu içsel beklentiler tedavi bağlamı olarak psikoterapide özellikle önemlidir, geniş ölçekte, kişilerin kişiler arası dünyaya dair geliştirdikleri sorunlu beklentileri değiştirmekle ilgili olduğu için. Bartholomew ve arkadaşları, yetişkin bağlanmasına yaklaşımlarını geliştirirken, Bowlby’nin kuramında ben ve öteki ile ilgili içsel çalışma modellerini içeren kısma odaklanmışlardır. İçsel çalışma modellerinin kaçıngan danışanla ilgisi nedir? Bağlanma sistemini deaktive eden bireyler önemli bilgilerden yoksun kalırlar böylece ilişkisel dünyadaki gelişim fırsatlarını kaçırırlar. Birey geliştikçe, bağlanma deneyimlerini deaktive etme ve değersizleştirme eğilimi, minimizasyonun çeşitli formları kullanılarak, ötekilerin güvenilmez olduğuna dair bir dünya görüşüyle sonuçlanır. Eğer ötekiler güvenilmezse, eğilim kendine yaslanmak olur.

Image

Bu tür danışanlarda görülen kimseye bağlı olmama (counterdepence) eğilimi, önemli insanların erişilebilir olacağına inanmakla ilgili temel başarısızlığı telafi etmekten gelir. Hayat boyunca bağlanmadan kaçınma devam ettikçe, bu tür bir hayat görüşünü destekleyen deneyimler birikir ve bu görüşü çürütmeyi başaramaz. Bir kişi karşılıklı bağımsızlığın olmadığı bir dünya yapılandırdığında, yakınlaşma fırsatlarının miktarı ve sıklığı da zamanla azalır. Başkalarına bağlı olmak temel bir zayıflığın işareti olarak görüldükçe, bağlılıktan kaçınılmalıdır. Üzücü olan, kaçınma (avoid) kelimesinin kendisi, kendine yaslanmanın acımasız örüntüsünün ardında ne bıraktığını bize anlatır: boşluk (a void). Yani boşluk hissi, içsel bir görüştür: ihtiyaç olduğunda, ötekiler destek veya koruma için çağrılamaz. Böylece kaçıngan danışanların kendilerini kendine yeten, bağımsız, güçlü ve normal olarak algılamaları eğilimi vardır. Bağlanma ile ilgili sıkıntı çözülme ihtiyacı içindeyse, kaçıngan bağlananlar başkalarını yardıma çağırmayı fazlasıyla güç bulurlar. Aile içi travma öyküsü olan danışanlarla çalışırken kaçınılmaz olarak “Annem beni çok seviyorduysa, neden beni istismardan korumadı?” gibi acı verici sorularla karşılaşırız. Bu soruların net cevapları yoktur ama yine de sorulmaları gerekir.

Deaktivasyonun Baş Etmede Yetersiz Olduğu Ortaya Çıkar

Son olarak araştırmaların bir kısmı da, bağlanmayı aktifleştirmenin ve savunmacı kaçınmaya meydan okumanın, savunmanın çöküşünün incelenmesinden geldiğini gösteriyor. Kaçıngan bağlanan danışanlarca deaktivasyonun savunma stratejisi olarak kullanılması özellikle, yüksek stres karşısında çökmeye meyillidir ve beden ve ruh sağlığı ile ilgili önemli bedellerin ödenmesi ile ilişkilidir. Sonuç olarak, bireylerin daha sağlıklı baş etme ve ilişkilenme örüntüleri oluşturmalarına yardımcı olmanın somut ve anlamlı faydaları olabiliyor. Psikopatolojinin hayat boyu gelişimini inceleyen araştırmacılar buldular ki kaçıngan bağlanan kişilerce kullanılan savunmalar, kişi durumsal olarak yüksek strese maruz kaldığında, bu özellikle bağlanma ile ilgili stres ise etkinliğini yitiriyor. Öyle ki, deaktivasyon psikolojik talepler az olduğunda işe yaramak konusunda yeterli olabiliyor. Buna rağmen, daha talepkar bağlamlarda, örneğin bağlanma ile ilgili stresli yaşam durumları gibi (ölümcül hastalık, bebek doğumu, boşanma) kaçıngan savunmaların kapasitesi doluyor ve kırılma eğiliminde oluyorlar. Mikulincer ve arkadaşları tarafından yapılan deneysel ve doğal gözlemlerde, bağlanma ile ilgili sıkıntılarda kaçıngan savunmaların çözüldüğüne dair kanıtlar bulunabilir. Mikulincer ve Florian tarafından yapılan bir araştırmada, yazarlar gösterdiler ki deaktivasyonu kullanan baş etme örüntüleri (ör: yok sayma, mesafe koyma, sosyal destek aramama) ardından psikosomatik semptomları getirebiliyor. Benzer bulgular doğuştan kalp hastalığına sahip bebek doğumuna annenin tepkisiyle ilgili çalışmalarda ve klinik vaka çalışmalarında da bulundu. İlginç bir şekilde, Mikulencer’ın bazı çalışmaları kaçıngan savunmaları çökmeye başladığı zaman, altta yatan zayıf benlik-imajının ortaya çıktığını, yani benliğe dair olumsuz algıların savunma ile maskelendiğini gösterdi. Bu nedenle kaçıngan bireylerin normalde iddia ettikleri olumlu benlik imajı kırılgandır ve “denge, bütünlük ve iç uyumdan yoksun” gibi görünmektedir. Yüksek stres koşullarında savunmaların çökmesi ile ilgili bulgularla uyumlu olarak, araştırmacılar bu savunmanın uzun dönemde iyi oluş üzerinde de olumsuz etkilerinin olduğunu buldular. Gelişimsel psikopatoloji ve sağlık psikolojisindeki empirik çalışmalar gösterdi ki yüksek seviye kaçınma ile ardından gelen depresyon ilişkilidir, duyguları bastırmanın ve kardiyovasküler hastalıkların ve yüksek tansiyon gelişimi riskinin ilişkili olduğu gibi. Edelstein tarafından yapılan araştırmaya göre kaçıngan bağlanan bireylerde, bağlanma ile ilgili materyalin ketlenmesi uzun vadede psikopatolojiyi yorduyor, bu da savunmacı kaçınmanın uzun dönemde psikolojik bedelleri olduğunu gösteriyor. İstismar veya ihmale maruz kalan çocuklarla terapide çalışan klinisyenlerin de benzer argümanları var. Örneğin Elaina Gil travma ile ilgili materyalin bastırılmasının geçici rahatlama sağlamasına rağmen, bunun sürdürülmesinin sürekli emek gerektirdiğinden, normal işleve dönmek için gereken anlayışı engellediğinden ve bunun uzun vadede çökeceğinden bahsediyor. Shedler’ın detaylı kaynak taramasına göre, düşünce ve duyguların ketlenmesi süreci psikolojik bir emek gerektiriyor, kısa vadede bağımsızlık tepkilerine yansıyor ve uzun vadede artan sağlık problemleri olarak ortaya çıkıyor.

Image

İlginç bir şekilde, empirik araştırma sonuçları Bowlby’nin ilerlettiği konumla hayli tutarlı: Savunmacı Görmezden Gelme ve bunun biyolojik adaptifliğinin sınırlılığı hakkında ilgili analizi ile. Bowlby, en nihayetinde ötekilerle ilişkilerdeki bir engelin kişiler arası çevrede etkin olmayan baş etme mekanizmalarına ve zamanla işlev bozukluklarına yol açacağını düşünüyordu. Özetle, savunmacı kaçınma ile ilişkili önemli beden ve ruh sağlığı ile ilgili sonuçlarına dair araştırmalardan hareketle deaktivasyona dayanan savunma süreçleri hayli emek gerektirir ve yüksek stres karşısında çökmeye eğilimlidir, özellikle bağlanma ile ilgili sıkıntılarda. Araştırmalar aynı zamanda bu bireylerin kullandığı savunmacı stratejilere genel tedavi yaklaşımının aksi yönde müdahale olduğunu gösteriyor, yani savunmacı kaçınmaya meydan okuyan ve böylece danışanın beklenti ve algılarını çürüten bir yaklaşım.

“Ben Kurban Değilim” Kimliğinin Üzerine Gitmek

İkinci bölümde gösterildiği gibi, bu popülasyonla çalışmak travmatik yaşantıların gerçekliği ve danışanın benlik algısı ile ilgili olarak ortaya çıkan çatışmayı barındırır; danışanın gerçek hayatına etki etmiş acı verici, travmatik deneyimler ile danışanın baskın olan güçlülük, kendine yeterlik ve incinmezlik kimliği ile keskin bir zıtlık yaratır. Tedavinin başından itibaren, kaçıngan bağlanan danışanın benlik algısı, klinisyenler tarafından kullanılan tanısal dil ve terminolojiyi itici hale getirir. Travma ile ilişkili yaygın dil ve jargon (travma sonrası stres bozukluğu, yetişkin istismar mağduru, istismar kurbanı…) bireyleri rahatsız hissettirebilir çünkü bu tür etiketler onların kendilerini algılamaları ile çelişir. Travma, istismar ve kurban gibi sözcüklerin hepsi zayıflık ve incinebilirlikle ilgili imgeleri çağırır. İstismar mağduru gibi ifadelerin özellikle olumsuz çağrışımları vardır. Travma ile ilgili duygusal durumlar, yas, sempati, kendine acıma da rahatsız edicidir ve bireyin oluşturmak için onca çaba sarf ettiği baskın kimliği ile çelişir. Kısaca, danışan kendini kurban olarak nitelemekten kaçınma girişimlerinde bulunur. Böyle danışanların bir çoğu insanları ya güçlü ya zayıf olarak görür ve grinin tonlarının olduğunu anlamakta büyük zorluk çekerler. Güç ve incinebilirlik dünyalarını ayrı tutmak kişinin hayat hikayesini ikiye ayırdığı bir süreci gerektirir. Bu tür bir savunmacılık kişinin hayatındaki çok önemli bir boyutu kesip atmasını ve bunu sorgulamamasını sağlar. Kişinin kendi incinebilirlikleri ile ilgili acılarla yüzleşmek zorunda kalmadan, güçlü benlik algısını sürdürmesini sağlar. Doğal olarak bu tür bir yüzün devam ettirilebilmesi için gerekli olan emek önemlidir. Travmatik vey aorta derecede acı veren olayların anıları sorulduğunda, bunlar hatırlandığında, öyküler hayli çarpık şekilde anlatılır veya “Bunu bir tür kendine acıma partisi (pity party)” haline getirmek istemiyorum şeklinde düzenlenerek dile getirilir. Örnek olarak, acı verici hikayelerin aydınlık bir kılıkta, komik anektodlar olarak nakledilmesi yaygındır.

Image

Bir kaç yıl önce çalıştığım bir vakaya dönmeme izin verin. 36 yaşındaki bu kişi erken ergenlikten beri süren amansız bir yeme bozukluğu ile karşıma geldi. Burada ailesindeki disiplin anlayışını tasvir etti: Bence biz 6 yaşında falandık, belki de 8’dik kız kardeşim de 10 yaşındaydı veya her neyse işte. Oturma odasında oynuyorduk ve sanırım güreşiyorduk her neyse. Koltuğun üstünde zıplıyorduk ve lambayı kırdık, her şeyi kırdık ve babam gelmeden önce çabucak temizlemeye çalıştık. Ama babam geldi ve öfkeliydi. Kemerini çıkardı ve ikimiz de dayak yedik. Kaç kere vurduğunu hatırlamıyorum ama acımadı aslında. Sonra arka bahçeye çıktık. Gülüp durduk çünkü arka ceplerimiz şekerle doluydu yani aslında acımadı bile. Yani korkunç falan değildi. Komik olduğunu düşündük sadece. Tedavinin erken evrelerinde, bir çok anı hayli çarpıtılmış şekilde hatırlandı. Kişi babasının disiplin yöntemi seçimini asla eleştirmedi, babasının her bakımdan kusursuz olduğunu ve hatta hayran olunacak biri olduğunu bana ispatlamaya çalışıyordu. İronik olarak bu bireylerin diğer kurbanlara karşı sert ve merhametsiz tutumları olması yaygındır, başka insanların istismar deneyimlerini öğrendiklerinde kurbanı suçlamaya güçlü bir eğilimleri vardır. Bu, kurbanın deneyimini küçümseyen katı bir ideolojide kendini gösterir: “Aşmaları lazım.” Herman toplumda kurbanların karakterlerinde suç bulmanın, onları yeterince cesaret veya direnç gösterme veya kişilikte bozukluklar olarak değerlendirme eğilimi olduğunu söylemiştir, bazı araştırmalar kurban suçlayıcılığı olgusunu incelemiştir, hatta çocuk istismarı kurbanlarını bile suçlamayı. Buna rağmen yeri gelmişken, danışanın kendisinin de öteki kurbanlara bu tür tutumlarla yaklaşması yaygındır. Danışanlar tarafından öteki kurbanlara ilişkin kullanılan acımasız dil, sıklıkla bireyin kendisini aynı durumda gördüğünde ortaya çıkabilecek öz eleştiriyi maskeler. Kurban olmak yerine, güçlülük ve normallikle ilgili benlik algısını sürdürerek, danışan kendini kurbanlaştırılmış olmanın getirdiği incinebilirlikten, aynı zamanda kendi kurbanlaştırılmasında oynamış olabileceği role dair algılanan öz eleştiriden de korur. Eşit oranda güç olan, danışanın istismarcı ebeveyni idealize etme eğilimidir böylece bağlanma figürü ile ilişkisini korumasıdır, bunu sıklıkla öfke ve suçlamayı ebeveynden alıp başkalarına yönlendirerek yapar, kardeşler gibi.

Semptomları Bağlanma ile İlişkilendirmek

Semptomları Bağlanma ile ilişkilendirmek, terapistin semptomları açık bir şekilde tedavi için psikolojik olarak anlamlı nedenlere bağlaması için danışana yardım etmesi anlamına gelir. Bu aslında semptomların azaltılmasının önemini küçümsemek değildir. Daha önce belirtildiği gibi, psikoterapiye ilk ikna büyük oranda semptomun azaltılması motivasyonundan gelir. Buna rağmen, eğer tedavi ile ilgili motivasyon sadece o seviyede kalırsa, doğal eğilimi kaçıngan bağlanma olan danışanların semptomlar azıcık azalsa bile drop olmaları kolaydır. Klinisyenin izleyebileceği bir yol semptomlarla bağlanma ile ilgili konular arasında ilişki olduğunu göstermektir. Terapist bunu semptomların ilk ortaya çıktığı örüntüde, ilişki temelli temaları sorarak yapar. Böyle yapmak danışanın semptom odaklı problemlerini ilişkisel odaklı amaçlara çevirmesine yardımcı olur. Böylece, problemi “depresyon ve yalnızlık” veya “kendini soyutlama”olarak gören birey bunu “kişilere mesafe koymak” olarak gördüğünde psikoterapiyi anlamlı bulmaya daha yatkın olacaktır. Vurgulanması gereken önemli bir nokta bu tür ilişki kurmaların yapay veya tasarlanmış hissettirmeyecek şekilde olmasıdır. Bu danışanlarda, yakınlık ve incinebilirlik duygularını doğal olarak uzakta tutma eğilimi vardır. Klinisyen bağlanma ile ilgili temalara dikkat çekerek yardımcı olur fakat hemen büyük resmi göstermez. Semptomlar ve bağlanma ile ilgili konular bir şeyin diğerine etkisini sormayla kolay hale getirilir: Pratikte şöyle görünebilir, “Depresyon Paul ile ilişkini nasıl etkiledi?” veya “Paul ile nişanlanman depresyonunu nasıl etkiledi?” veya “Performans kaygın çocuk yapma kararını nasıl etkiledi?” veya “Çocuk sahibi olmaktan korkmak performans kaygını nasıl etkiledi?”.

Image

Yinelenirse, cevaplar semptomlara anlam vermeyi amaçlayan süreçten daha az önemlidir. Semptomlar hakkında böyle düşünülmesinin istenmesi yeni ve rahatsız edici olabilir. Buna rağmen bazı danışanlar daha önce de bu tür fikirlerle meşgul olduklarını hemen söyleyebilirler. Henüz eğitimde olduğum zaman bir danışanım, o zamana kadar rast geldiğim, aile içi şiddetin çirkin öykülerinden birini deneyimlemişti. Çocukken, aşırı fakirliğin de içinde bulunduğu berbat koşullarda yaşıyordu. Babası ailede terör estiriyordu, sıklıkla anneye çocukların önünde zorla köpek maması yedirecek kadar anneyi aşağılıyordu, itaat ettirme gücünü göstermek için. Yetişkin olarak, danışanım zayıf insanlarla ilgili her şeyden nefret ediyordu (annesi gibi olmaktan aşırı korktuğuyla ilgili hiçbir farkındalığı yoktu). İlk oturumlardan birinde erkek arkadaşının “delilik derecesinde bağımsız” olmasına dair suçlamasıyle ilgili öfke ile geldi. Başlangıça savunmacı olsa da, zamanla anladı ki, bu onun için bir problemdir fakat neden böyle olduğunu da bilmiyoru. Aslında, erkek arkadaşını “boğduğunu” vey “ona yapışıtığını” hissettiğini itiraf etti, onu fiziksel olarak istismar etmeyen tek romantik partnerini, bu paradoksu da biraz tuhaf buldu. Daha sonra, depresyonunun “delililik derecesinde bağımsız” olması ile bağlantılı olduğunu düşünmeye başladı ve psikoterapi hayatındaki tekrarlayan örüntü ile ilgili daha fazla anlayış geliştirmeye odaklandı. Özetle, semptomların ortaya çıkması terapiye ilk iknayı ortaya çıkarır. Ardından gelen semptomları bağlanma ile ilgili deneyimle ilişkilendirmek, çok daha zor olan terapiye angaje olmayı sağlar.

İncinebilirlik Temalarına Odaklanmak

Daha önce belirtildiği gibi, terapist danışanla gözünün açıldığını fark etmesini sağlayarak ve öncekine göre neden çok daha kötü hissettiğini anlama motivasyonunda yanında olarak doğrudan bağ kurar. Böyle yaparak, klinisyen semptomlara bağlı anlamları sorabilir ve bunları dinleyebilir. Bu anlamlar incinebilirlik temalarını işaret ettiğinde, bunlara dikkat çekilir, bunlarla ilgili soru sorulur ve bunlar tartışılır. Bireyler travma öykülerini deneyimledikleri zaman, özellikle ıstırabın en güvenilen insanlar tarafından geldiği zamanlarda, aşırı incinebilirlik için ödenecek acı farkındalığın bir bedeli vardır. İncinebilirlik, zayıflık anlamına gelebilir ve korkunç ve tehlikeli olabilir. Bağlanmaktan kaçınma incinemezliğin peşinde koşmaktır, güç, rahatlama ve güvenlik vaadi ilüzyonun peşinden koşmak. Bunun bir sebebi danışanın semptomatik olduğunda acı bir şekilde, tekrardan, insani zayıflığın ve bununla birlikte gelen tehlikelerin acı gerçekliğine dair gerçeği görmesidir. Tedavi sürecinin önemli bir bileşeni danışanların incinebilirliklerine dair daha büyük bir kabullenme kazanmasına yardımcı olmaktır, bunları benlikle bütünleştirmektir, böylece nihayetinde daha az tehlikede ve korku dolu hissedebilirler. Aslında, bu terapinin tüm sürecinde devam eden bir tema olacaktır çünkü incinebilirlik, yakınlığın temel bir ön koşuludur. Buna rağmen, tedavinin erken evresinde bile, danışan semptomatik olmayla ilgili duygularını ifade ederse, incinebilirlik temaları incelenmeye başlanabilir. Örneğin depresyonun kendi için anlamını “omurgasızlık” olarak niteleyen bir kişiyi düşünün. Bu kelime, bireyin genelde arka plandaki kendi ilan ettiği güçlülük ile zıtlık oluşturabilir. Terapist ve danışan bu incinebilirlik ile ilgili derinlemesine düşünebilirler. Klinisyen bunun kişinin geçmiş hayatındaki yerini sorgulayabilir. “Omurgasız yanını ilk kez birine gösterdiğin zaman ne zamandı?” “Bunun olduğu nadir durumlarda, ebeveynlerin senin omurgasızlığını nasıl karşıladılar?” “Başkalarındaki omurgasızlığa nasıl tepki gösterdin?” “Nasıl oldu da ablan omurgasız olabildi de, sen omurganı her zaman güçlü tutmak zorunda kaldın?” Daha önce belirtildiği gibi bu sorulara spesifik cevapların, danışanın kendi hakkında düşünme sürecine göre önemi azdır. Semptomatik olmayla ilgili duyguları tanımak ve sonra bunları başka incinebilirlik deneyimlerine bağlamak danışanın çok daha pürüzlü ve gerçekçi bir benlik algısına entegre etmesine yardımcı olur, bu algıda güçlülük ve zayıflık, bağımsızlık ve omurgasızlık bir arada bulunabilir. Fiziksel acı çekene kadar tıka basa yeme semptomları gösteren bir danışanım bana dedi ki, tıka basa yemek onun görüşüne göre “zayıflık” göstergesidir.

Image

Fiziksel olarak fit, yapılı bir karate hocası olarak hayatının her alanında öz-disipline sahipti, kendinden başkasına yaslanmıyordu. Hayatının başka alanlarında da zayıflık gösterip göstermediğini düşünmesi istendiğinde, tıka basa yemek dışında hiç zayıflık olmadığını söyledi. Semptomlarından dolayı aşağılık hissediyordu ve terapiden önce biten 18 aylık evliliği esnasında, kadın tıka basa yemesini kocasından sıkı sıkı saklamış, boş dondurma kutularını dikkatlice yakalanmadan önce gizlemiş. Buna rağmen, kendini açma sürecinde, tedavi başladıktan bir kaç ay sonra fark etti ki, tıka basa yeme sonunca morali çok bozulduğu kadar, onlar aslında, hayatının bağlamı düşünüldüğünde “kontrolü kaybetmeye” izninin olduğu tek yermiş. Kontrolü bırakabilmek daha sık yapmak istediği bir şeydi, özellikle cinsel zevk ve orgazma ulaşması kısa evliliği boyunca bir problem olmuş. Özellikle terapinin erken evresinde, incinebilirliği işaret eden temaları incelemek bireyin terapistle ilişkisiyle ilgili öfke ve kaygı duygularına yol açabileceğini de hatırlatmak önemlidir. Psikoterapi örüntüleri ve bağlanma ilkelerini çalışan David Wallin, kaçıngan danışanlarla, empatik uyumun zaman zaman geri tepebileceğine, terapistin yorumlarını reddetmek zorunda hisseden danışanlarla, yorumların “yakınlık ve bağlılık ile ilgili çoklu tehditler” ortaya çıkardığına dikkat çeker. Travmatik deneyimlere dair içten, doğru, empatik ifadeler, bir çok danışan için anlamlı olabilse de, hoşa gitmeyecek tepkilere yol açabilirler veya anlaşılmaz şekilde başarısız olabilirler. Buna rağmen danışanın bağlılık ile ilgili kaygılarını tetiklemek aynı zamanda değerli bir terapötik fırsat da sunabilir, başka bir önemli kişinin yanında incinebilir görünme deneyimini keşfetme fırsatı.

İyi Ebeveyn, Normal Aile

Ebeveynlerimizin mükemmel olmadığının ve bazen kusurlu veya sınırlı olduklarının farkındalığına varmak normal gelişimin gerekli bir parçasıdır. Ebeveyn çocuk ilişkisinde yeterli güvenliğin olduğu ailelerde, çocuğun dengeli, ebeveynleri hakkında gerçekçi zihinsel temsiller geliştirmesine yer vardır böylece ebeveynlikle ilgili kusurlar oldukları gibi görülürler. İçselleştirilmiş güven duygusu belli düzeyde özgürlük ve esneklik sağlar. Ebeveynin olumsuz karakteristikleri ilişkinin kaybı anlamına gelmez ve boğucu bir tehdit olarak deneyimlenmez. Yine de, ebeveyn çocuk ilişkisinde böyle bir güvenlik, özgürlük ve esneklik yoksa çocuğun bir veya her iki ebeveyni ile algısını korumak için savunmacı stratejiler geliştirmesi gerekir. Ebeveyn idealleştirmesi kaçıngan bağlanmanın önemli bir boyutudur ve ebeveynlikle ilgili hakiki eksiklikler varsa bakım verenlere olan inancı koruyabilmek amaçlı savunmacı bir girişimdir. Acımasız, reddedici, cezalandırıcı veya istismar edici bakım vermeyi mantığa bürürken, danışan bir veya her iki ebeveynin de iyi, normal veya sevgi dolu olduğu algısına tutunabilir. Danışan terapötik ilişkide güvende hissettikçe ve acı verici yaşam deneyimlerini daha geniş çapta keşfettikçe, kendi yaşam öyküsü ile ilgili algısında da bir kayma olur, bakım verenleri artan bir şekilde dengeli değerlendirir, ebeveynlikle ilgili seçim ve davranışlara karşı eleştiriyi tolere etme kabiliyeti artar, ail eve çocuklukla ilgili karakterize edişleri de değişir. Kaçıngan bağlanan danışanlar için bu tür bir kayma korkutucu ve rahatsız edici olabilir. Bakım verenlere karşı ihanet ve suçluluk hisleri ortaya çıkabilir ve kişinin “normal” ailesinin artık olmadığı hissi yaşanır. Terapist için, danışanın kaybı (idealleştirilmiş ebeveyn veya aile imgesinin) karşılarken danışana yardım etmesi bunu ciddiye alması; bu tür bir değişimin dengeyi bozucu deneyimlere yol açbileceğini anlaması anlamına gelir. Bu, danışanın acı verici deneyimleri ve bir veya her iki ebeveynin de idealleştirilmiş algısından vazgeçme ile gelen kayıp duygusunu çalışmasına yardım etmek anlamına gelir. Bu, eski aile öyküsünün dağılması ile ve yenisinin kurulmasının zorunluluğu ile ortaya çıkan zorlukla, bağlanma figürlerini farklı bir perspekiften görmenin getirdiği dengesizlikle yüzleşmesine yardım etmek anlamına gelir. Yine de, danışan bakım verenlerini ve ailesini farklı perspektiften değerlendirmeye başladığı zaman, terapist bilir kibu süreç gerekli ve acı vericidir aynı zamanda kaçınılmazdır. Bu, psikoterapide kendine dürüst olmanın sonuçlarından dolayı ortaya çıkar, terapötik ilişkide artan şekilde güvende hissetme deneyiminin kişinin hayatındaki acı verici yanları keşfetmesinden dolayı ortaya çıkar.

Image

Alex’in vakasında, Alex babasının kaybı ile ilgili üzgün hissetmede isteklilik gösterdikçe, bazı değişimler ortaya çıktı, özellikle kendisi de yakın zamanda baba olma bağlamında olduğu için. Bunlar, normal çocukluk yaşadığı ile ilgili algının kaybını (o zamana kadar, kendi çocukluğunu daima normal görüyordu.), ebeveyn idealleştirmesinde azalmayı, babasının aşırı alkol almasının Alex’in kendi alkol ve madde kullanımı eğilimine etkisini ve belki de babasının öldüğü kazada alkolün etkisini içeriyordu. Anlayışına göre aslında annesi babasının ölümüne daha sağlıklı tepki verebilirdi. Alex için boğuşmak zorunda kaldığı en zor duygular, her iki ebeveyni ile ilgili hayal kırıklığıydı. Sonuç olarak, pratik olarak zorlanacağı en büyük güçlüklerden biri annesini farklı bir açıdan görmeye başladıkça, annesi ile ilişkilenmenin yeni bir yolunu şimdi ve burada bulmak oldu. Bu özellikle ailesine ihanet ve suçluluk duyguları ortaya çıktığında, annesinin hastalığı nedeniyle yaşadığı yıkıcı zorluklardı.

Çeviri: Engin Özçiçek

Image